10 Ekim Ankara Katliamı davasının 3’üncü duruşması geride kaldı. Bu güne kadar yapılan tüm celseler toplam 13 gün sürdü. Davanın müşteki avukatlarından Kazım Bayraktar, sadece 10 Ekim değil DAİŞ’in yaptığı tüm katliamlara dair açılan davaların ortak özelliğinin delillerin yeteri kadar özenli toplanmaması olduğunu söyledi.

‘EMNİYET DİRENÇ GÖSTERİYOR’

Bayraktar, “Emniyet bazı kayıtları ve bilgileri vermekte direnç gösteriyor. Defalarca istedik. Emniyet ya direnç gösterip, eksik bilgi veriyor ya da delilleri hiç bir şekilde mahkemeyle paylaşmıyor” dedi.

‘EMNİYET SANIĞIN TELEFON NUMARASINI VERMEDİ’

Son duruşmada da kimi emniyet görevlilerinin dinlenmesi talebinin reddedildiğine işaret eden Bayraktar, “Müzekkere yazılan bazı emniyet müdürlüklerinden istenilen düzeyde bilgi akışı gerçekleştirilmiyor. Davanın sanıklarıyla ilgili bir telefon numarasının istenmesi üzerine Gaziantep Emniyet Müdürlüğü, ‘Telefonu aradık, bulamadık’ şeklinde cevap verdi. Biz de arasak bulamayız, emniyetin görevi mahkemeye bu telefonu vermektir” şeklinde konuştu.

‘DİNLEMENİN SONLANDIRILMASI KARARININ GEREKÇESİ YOK’

Katliam öncesindeki kimi verilerin de dava dosyasına konulmadığını belirten Bayraktar, davanın ilerlemesine engel olunduğunu söyledi. Bayraktar, şu örneği hatırlattı: “İlhami Bal’ın 2015 yılının ilk üç ayında Ankara Emniyeti, Mayıs ayının başı ile 14 Haziran tarihi arasında ise Gaziantep Emniyetince dinlenmesi yapılmış ve daha sonra sonlandırılma kararı verilmiş. Mahkemenin niçin sonlandırma kararı verdiği bilgisi savcıya verilmezken, kısa süreli dinlemelerde çıkan iki klasör tape konuşmalarında 5 Haziran Diyarbakır patlamasının bir kısım ayrıntısı ortaya çıkıyor.”

Bayraktar, gözaltına alınan DAİŞ üyelerinin emniyet görevlilerince yetersiz bir işleme tabi tutulduğuna işaret etti ve şunları söyledi: “Perilikaya Parkı’nda 5 kişi yakalanıyor, 5 telefon incelemeye alınıyor, ancak aslında 8 telefon var. Bu nasıl bir ince aramadır bu bir soru işareti. Diyelim ki 8 telefon çıktı bu telefonların hiçbirisinin hangi hatları kullandığı tutanaklara yansımıyor. Emniyetin kendisinin bunu tespit ettiğini de bilmiyoruz. Hiçbir delil toplanmadan, savcı da başından savarak, ‘kendi görevimi yaptım’ görüntüsü vermek için belki de tutuklama talebi ile hemen mahkemeye sevk ediyor. Mahkemede İbrahim Bakhouri ile Samer bırakılıyor. Adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağı ile bırakılıyorlar. Hemen akabinde de bunlar sınır dışı ediliyor ve Bakhouri gidiyor Brüksel’deki katliamı yapıyor.”

‘BİRİLERİNİN YAKALANMASI BİRİLERİNİN DE YAKALANMAMASI İSTENMİŞ’

Bayraktar, DAİŞ yaptığı tüm katliamların davasında ortak noktalar gözlemlediklerini belirterek, “Sanki bazı faillerin, eylemi gerçekleştiren tetikçi sanık ile onun en yakın irtibatlı olduğu yardımcıları yakalanmasına çalışılmış ama onun ötesinde yapılması gereken çok sayıda işlem yapılmamış. Birilerinin yakalanması istenmiş ama sanki birilerinin de yakalanması istenmemiş gibi bir kaygı oluştu bizde” şeklinde konuştu.

‘SANIKLAR KORUNUYOR’

Bayraktar, mevcut iktidar politikalarının da sanıkları koruduğunu söyledi. Ankara ve Suruç katliamı sanığı Yakup Şahin’in cezaevinde devlet görevlileri tarafından ziyaret edildiği bilgisi veren Bayraktar, “Cezaevine birileri gelmiş bakanlıktan Kimin geldiği noktası karanlık ama Yakup Şahin birilerinin geldiğini itiraf etti. Bunlarla neler görüştükleri konusu da karanlıkta. Bunları bir araya getirdiğimizde yapılan IŞİD operasyonlarına bakıyoruz, yüz tane yakalanırsa 3-5 tane tutuklanıyor. Bir yıldan fazla da tutuklanmıyorlar!” değerlendirmesinde bulundu.

‘KİM OLDUKLARI BELLİ’

Bayraktar, “Katliamların önünü açan kamu görevlileri biliniyor. Devletin içeresindeki çelişkilerden yararlanarak, Hrant Dink davasında olduğu gibi davada bir çatlak bularak sonuca ulaşabiliriz” dedi. Bayraktar, son olarak şunları söyledi: “IŞİD katliamları davaları arasındaki ilişki ve irtibatı kurulmalı. Kamu kurumlarında, adliyelerde hala dürüst iş yapan insanlar var. Kurumların içerisindeki çelişkileri de değerlendirirsek, bu katliamların önünü açan bu kadar yaygın ve vahim boyuta ulaşmasına sebep olan kamu görevlilerinin tespiti mümkün. Bunların kim oldukları da aslında belli.” (Selami Aslan – DİHABER)