Serseri Mayın… – Erdoğan TATAR

 

 

 

 

Süreç sanki normal seyrinde gidiyormuş gibi düşünmek, pek de akılcı gelmiyor. 16 Nisan referandum sonrasında da devletin yönetememe krizi devam ediyor. Kartlar yeniden karılıyor. Ne yapsalar bir türlü olmuyor.

Adeta “Yarıma koysan almıyor, boşa koysan dolmuyor” gibi, bir durum yaşanıyor. Yeniden yapılandırmak için kaldırdıkları taş havada duruyor.

Erdoğan-Ergenekon ortaklığı, esasta daha büyük iç çatırdamalar ve yeniden iç saflaşmaları kışkırtıyor. Bu devlet cephesinde önemli bir güç kaybını ve yönetememe krizini derinleştirse de, durum aşılmaz görünmüyor… İçine girilen sürecin halen nereye evirileceğini söylemek için zaman erken görünüyor.

Tabii ki tablonun böyle görünmesinde ve devletin kendini yeniden toparlama sürecine girmesinde, birçok faktör bulunmakta. Bu sürecin 7 Haziran 2015 seçimleriyle başlatıldığını ve bazı aktörlerin oynadığı rolün de, taşları bir bir buraya döşediğini söylemek yanlış olmaz.

Özellikle de devlet ve bir bütün devletin bekasında birleşen güçler, en barbar ırkçı faşistinden, dinci İslamcı barbar tarikatlarına, oradan liberal ve sözde sol menşeli liberal çevrelere kadar tümü, aslında kendi görevlerini yerine getirdiler. Buraya gelirken adım adım, herkes durduğu yerden devleti yeniden yapılandırmak için gereğini yerine getirmeye çalıştı.

Kısaca bazı şeyleri yeniden hatırlarsak, neden Hayır değil de, Evet çıkması için çalışıldığı ve Hayır çıkmasına rağmen CHP’nin neden ‘hayır’cı sokağa sırtını döndüğünü anlayabiliriz.

7 Haziran seçimlerinden birkaç gün sonra, devletin ağır bir yenilgi aldığı ve kendini bu biçimiyle yeniden yapılandıramayacağı anlaşılmış ve bunun üzerine kaçak sarayda bir araya gelinmiştir. Toplantıya CHP adına Baykal’ın katıldığını biliyoruz. Bugüne kadar uygulanan bütün politik saldırı ve tedbirlere söz konusu toplantıda mutabık olunduğunu da.

Bu arada 7 Haziran seçim sonuçlarını tanımayarak gerçekleştirdikleri darbe ile Erdoğan’ın Fettullah Gülen yerine Ergenekon kliğini ikame ederek, paçayı son anda kurtardığı da ortada. Yeniden yapılanma da ittifaklar değişmiş ve iktidar cephesinde kartlar yeniden karılmış oldu. Ama emek özgürlük cephesi onlar için bir tehlike olarak varlığını devam ettirmekteydi. Devleti yeniden yapılandırarak, bu tehlike bertaraf edilebilir ve başkaca sorunlar aşılabilirdi. O dönem de de, bu gün de hareket noktaları bu olmuştur.

Yaşadıkları sorunları Suriye ve Güney Kürdistan’a müdahale ederek aşmak isteseler de, yaptıkları her hamle eskiyi aratır olmuştur.

Saray toplantısından sonra hükümetle elbirliği edildiğini ve 1 Kasım seçimlerine karar verildiğini görebiliyoruz.

Hem hükümet hem de sözde muhalefet partisi CHP, HDP’nin radikal devrimci ve birleştirici çizgisinden korkmuş ve bunun parlamento dışına itilmesi için el birliğiyle düğmeye basılmıştır.

Özellikle de CHP, HDP’nin batıda giderek güçlenen ve kardeşlik bağlarıyla, toplumda daha güçlü bir ağ öreceği ‘tehlikesi’nin ilk onlara kaybettireceğini görerek hareket etmiştir.

İktidar- CHP ittifakıyla HDP içinde radikal devrimci kesimi koparmak, olmadı gözaltı ve tutuklamalarla etkisiz hale getirerek, devrimci hattın sürdürücülerini partiden koparma politikası izlemişlerdir.

1 Kasım seçimleri öncesinde saldırı ve katliamlarla dayatılan hendek çatışmaları, esasta radikal devrimci hattı kitlelerden koparmaya dönük bir adımdı. Burada savaşın Kürt özgürlük güçleri tarafından dayatıldığı gibi eleştiriler gerçeği yansıtmamaktadır. Tabii bütün bu süreçte HDP’nin ısrarla bu çatışmanın dışında durması ve Kürdistan’ın yakılıp yıkılmasına batıda kitlesel karşı koyuş örgütlememesi de, sürecin getireceklerini yeterince anlayamayan bir yerde durduğunu göstermektedir. Bazı seçim mitinglerinin saldırı vesilesiyle iptal edilmesi ise kırılmayı hızlandırmıştır.

Yine Ceylanpınar’da iki polisin katledilmesiyle, Erdoğan-Ergenekon iktidarının hangi yola girdiğini görmek açısından önemli bir unsurdu. CHP lideri Kılıçdaroğlu dahil, parti yönetiminin bu provokasyonun istihbarat kaynaklı olduğunu bildiklerini ve ses çıkarmadıklarını, yapılan açıklamalarından öğreniyoruz. Kısaca, ülkeyi kan gölüne çeviren ve insanların vahşet bodrumlarında yakılması ve en az on Kürt şehrinin yıkılmasında, 7 Haziran sonrası Sarayda yapılan toplantının öngördüklerinden olduğunu çıkarabiliyoruz.

1 Kasım seçimlerinde HDP’yi parlamento dışına itme planları da tutmayınca, el birliğiyle milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırarak HDP’yi yok etme planını devreye koydular.

CHP lideri “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz.”diyerek, parlamentoda Erdoğan-Ergenekon iktidarına açıktan destek vermiş ve HDP milletvekillerinin içeri atılıp rehin alınmasının yolunu açmıştır. Bazıları sadece göstermelik çıkışlar yaparak, durumu kurtarmaya çalışmıştır. Ama sonuç itibariyle ne akıllarında nede hedeflerinde bunu önlemeye dönük bir hareket planı olmadığından, Erdoğan-Ergenekon cephesini ayakta tutan koltuk değneği olmuşlardır.

Bu süreçte, seçilmiş olan bütün HDP ve DBP’li belediyelere kayyum atayarak, halkın iradesinin gasp edilmesiyle, saldırı yaygınlaştırılmıştır.

Saldırılara MHP açıktan destek vermiş ama CHP ise, karşıymış görüntüsüyle Erdoğan’ın gündeme getirdiği bütün saldırılara onay vermiştir. Eş başkanlar Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş CHP’nin de desteğiyle rehin alınmış ve Yüksekdağ’ın milletvekilliği düşürülmüştür. Tam da bu saldırıların doruğa çıktığı bir dönemde referandum kararı alınmıştı.

AKP devletin bütün olanaklarını kullanıp, Ordu ve polisiyle, Diyanet ve imam hatip ve tarikatlarıyla, belediyeleriyle referandum çalışması yaparken, CHP de bu süreçte büyük engellemelerle karşılaşmadan, sokaktan uzak durarak propaganda çalışması yapmıştır. MHP’li Meral Akşener’in CHP’den daha fazla engellendiğini söylemek hiç de yanlış olmaz.

Bu süreçte HDP ve diğer devrimci demokratik güçler ise adeta ateş altında sokaklarda, her günkü polis ve sivil faşist saldırılara rağmen, kahramanca bir çalışma yürütmüşlerdir.

Ancak gelinen yerde Referandum sonuçları, ne devlet ve hempaları ne de devrimci cephe açısından istenilen sonucu getirmemiştir. Kazandığımızı düşünsek ve moral üstünlüğünü kaybetmesek bile durum bundan ibaret.

Referandum akşamı sandıklar açıldığı andan itibaren, Hayır çalışması yürüten insanlar devletin yaptığı Manipülasyona karşı sokaklara dökülürken, başta CHP sokak muhalefetinin havasını indirmek için özel bir çaba içine girdi.

Tabii burada dikkat çeken şey, düne kadar devrimci harekete karşı, Cumhuriyet ve Anayasayı korumak için adeta yırtınan CHP’nin, Anayasayı paçavraya çeviren, Cumhuriyeti ortadan kaldıran referanduma açıktan onay vermesi olmuştur.

Yok, yüksek seçim kurulu, yok Anayasa mahkemesi, yok Avrupa insan hakları mahkemesi vb. gideriz teraneleri sokağın direnişini durdurmadan başka bir işlevi olmadığını göstermiştir.

Son olarak, Avrupa parlamentosunda Türkiye ile ilgili yapılan oylamada CHP’nin Haluk Koç ve Baykal’lı AKPM temsilcileri eliyle AKP-Ergenekon iktidarının katliam ve insan hak ihlallerini aklamak için parmak kaldırması ise direniş cephesini kırmak için her türlü saldırı ve katliamda aynı safta yer alacaklarını göstermesi için, önemli bir veridir.

Referandumdan iki gün sonra Erdoğan-Ergenekon iktidarının, Şengal ve Rojava’ya dönük hava bombardımanına ilişkin CHP adına yapılan açıklamada “Geç kalınmış bir operasyon…”diyerek, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde noktayı koymuştur.

CHP referandum sonucu ile olası bir erken seçimde zaten işlevsiz kıldıkları, tasfiye ettiklerini düşündükleri HDP’nin parlamento dışına düşeceğini ummaktadır. Hatta HDP’ye seçimsiz bu sonucu kabul ettirmek için bu günden ön görüşmeler yapmaktadırlar. Ergenekoncu Tuncay Özkan’ın Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret etmesi, Ahmet Türk ile Baykal’ın görüşmeleri vb. esasta bunu amaçladığını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Bütün hesapların ortak paydası “Kürt anasını görmesin” olmuştur. Erdoğan-AKP-MHP ve CHP esasta HDP’yi parlamento dışına atarak, toplumu CHP ve AKP’ye mecbur bırakmak istemektedir.

Referandum sonrasında CHP tarafından yapılan açıklamalarda, en az %49’un temsilcisiymiş gibi yaptıkları açıklamalar ise, sokak muhalefetinin üzerine oturup, 2019’a hazırlanmak istediklerini göstermektedir.

Tabii ki onların hesabı bu…

Yeniden yapılandıramayacak kadar parçalı ve her an büyük ekonomik krizler beklenen ve serseri mayın gibi Orta-Doğu’da kimin başına bela olacağı belli olmayan ve attığı her adımda baltayı ayağına vuran bir devletle karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Böyle bir devletin karşısında kendini yeniden örgütlenmeye ve güçlerini toparlayıp, yeniden yapılandırma hesabını bozan önemli bir muhalif gücün olduğunu görüyoruz. Ancak bu güç devletin saldırıları karşısında birleşeceği yerde 7 Haziran sonrası bir dağılma ve yeniden saflaşma süreci yaşamakta. Bir kısmı devrimci hattı HDP’de devam ettirirken, bir kısmı da ısrarla CHP eksenli bir odak yaratmaya çalışmaktadır.

CHP’nin de dahil olduğu ve devrimci hatta bir birlik elbette ki bu saflarda ki, devrimci potansiyelin kazanılması açısından önemli bir adım olacaktır. Ancak burada unutulan bir şey olsa gerek.

  1. CHP var olan ve yeniden yapılandırılması gereken devletin önemli koruyucu bir bileşenidir. Bütün varlığı, ilke ve politikaları buna hizmete yöneliktir. Tabanında devrimci harekete açık sol bir kesimin olması bunu değiştirmemekte.
  2. CHP içinde Fikri Sağlar vb. gibi sol görünen esasta sol sosa bulanmış belirli bir kesim sürekli olmuş ve bunlarda her toplumsal muhalefet yükseldiğinde, büyük laflar etmelerine rağmen hiçbir dönem emekten ve özgürlüklerden yana, devleti karşılarına alan bir icraatları olmamıştır. Toplumsal muhalefetin darbe aldığı ama sokakta halen yenilmediği her dönem, politik arenada boy göstermişlerdir. Devrimci hareketin güçlü olduğu dönemlerde ise Altı okları ve devletlerinin bekalarına sıkı sıkıya sarılmışlardır.
  3. CHP ile ittifak hattında yürüyenlerin nesnel olarak, radikal devrimci hatta sırt çevirdiğini görmeleri gerekir. Aynı şekilde, CHP’nin Altı ok çizgisinin dışında devrimcilerle her hangi bir ittifak içine girmeyeceğinin de görülmesi gerekir. Olacak olan en iyimser haliyle, bu çevrelerden temsilcilerin 2019 ya da olası bir erken seçim de CHP listesinden aday gösterilmesi ve bunlarında açıktan CHP için çalışmasını istemek olacaktır. Bunun geçmişte örnekleri olduğunu hatırlayalım.

CHP’yi devrimci kesimle ittifaka zorlayacak tek şey, sokağın birleşik devrimci eylemidir. Bizim CHP ile sokağın devrimci eylemini örgütleyeceğimiz beklentisi ise boş bir hayaldir.

Süreç giderek karmaşık hale gelmekte, saflar yeniden belirlenmekte.

Saflaşma iki eksenli olmaktadır. Üçüncü bir taraf olma şansının olmadığı açıkça ortada…

Devletin kaldırdığı yeniden yapılandırma taşı durduğumuz yere göre, ya başımıza düşecek, ya da kendi ayaklarını kıracak. Bütün mesele bu saflaşmada kim nerede saf tutacaktır. Masanın bu tarafı mı, diğer tarafı mı?

 


 

Önceki yazıları..

Oylamanın gösterdikleri… Yarıma koysa almıyor.. 18.05.2016

Murç – 15.05.2016

Suriye’de Kurt’un kanlı ağzına Tasma… 11.02.2016

Cemreler” düşmeye başladı… 10.02.2016




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir