Türkiye, kritik ve önemli gelişmeler yaşıyor. Bir yandan kuşkulu referandum sonuçları üzerinden inşa edilmeye çalışılan yeni siyasal sistem, öte yandan ağırlaşan ve kriz haline gelen sorunlar. Bütün bu gelişmelerin içinde bir de Kürtlere ve muhaliflere yönelik sistemleşen saldırılar. Türkiye’nin önemli entelektüellerinden biri olan ve yaratılan korku atmosferine rağmen Türkiye’nin vicdanı sayılan YÖK Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi, Eğitim Sen Temsilcisi Prof. Dr. Mustafa Altıntaş, Türkiye’deki sorunlar, HDP, AKP ve CHP’de yaşanan gelişmeler, Kürt siyasetine ve muhaliflere yönelik saldırılara ilişkin dihaber’in sorularını yanıtladı.

* Referandum tartışmalı bir şekilde kabul edildi. Tartışmalar sürüyor, ne dersiniz?

Türkiye, 12 Eylül 2010’dan bu yana gerçekte sürekli olarak bizzat iktidar tarafından gerçekleştirilen bir darbeler silsilesi yaşıyor. Referandumda hukuk güvencesinin ortadan kalkmaması için toplumun geniş kesimleri büyük emekler verdi. Fakat verilen bu emekler seçimin güvenliğini sağlamakla görevli olan YSK tarafından son anda, oylamaların nihayetin erdikten oyunun kurallarını bir kısım manipülasyonlara kapı aralamak amacıyla değiştirildi. Hukuk organı tarafından yapılan bu darbe Türkiye’nin yargısını değiştirdi.

* Yüksek Seçim Kurulu’nu (YSK) işaret ettiniz ama yargının başka kurumları da tartışılıyor?

Evet. Danıştay Başkanı kendisi hukukçu değildir, benim programından mezundur. Öğrencim olup olmadığını anımsamıyorum. Bu bir parti militanı gibi Erdoğan’ın da ötesine de geçerek bu referanduma meşruiyet kazandırmaya girişti. Danıştay Başkanının bu türden bir kimlik değişimine girmesi bile tek başına yapılan şaibeyi gösterir. Dürüst bir halk oylaması olsa, sanırım yüksek yargıçların bu türden bir savunuya girmesi gerek olmazdı. Bu bile hayırcıların kuşkularından haklı olduklarının kanıtıdır. OHAL koşullarında ve KHK desteği ile yapılan düzenlemeler darbenin aşamalarıdır. Bütün bunlara rağmen hükümet meşruiyet sorunu yaşıyor.

* Bu tartışmalar arasında AKP’nin kongreye gitmesi neyin işaretidir?

AKP 3’üncü kez olağanüstü kongreye gidiyor. Olağanüstü kongreler esasında sorun olan partilerde olur. Diyelim ki HDP’de olduğu gibi yönetim kademelerine yönelik yargı eliyle yürütülen bir darbe vardır. Onun yarattığı boşluğu doldurmak amacıyla olağanüstü kongreye gidebilirsiniz. Buna bir diyeceğim yok. Ama iktidarı kazanmışsınız, 1 Kasım seçimlerinden sonra 2 tane hükümet kurmuşsunuz. Bunlardan biri seçimi kazanan Davutoğlu hükümetidir, sonra ona bir darbe yapmışsınız sonra Binali beyle birlikte atanmış bir hükümet kurmuşsunuz. Şimdi ise atanmış başbakanı ve hükümeti de tasfiye ederek bir süreç yaşanıyor. AKP başlangıçtan bu yana safra gördüğü kadrolarını tasfiye ediyor. Kuruculardan kaç kişi kaldığını sormak lazım. Ya da Erdoğan’ın yakın çalışma arkadaşları ve yazgı arkadaşları aynı yağmur altında ıslanan kaç arkadaşı var bunlara bakmak lazım.

* 20 Mayıs’ta HDP’nin, 21’inde Erdoğan’ın genel başkan seçileceği AKP’nin kongresi var. Peş peşe gelen bu iki kongre arasında ne tür farklar var?

HDP’nin kongresi zorunlu nedenlerden kaynaklanıyor. Hukuksal bir darbe yapılmış HDP’ye karşı. Türkiyelileşme iddiasında olan HDP’yi bölgeye sıkıştırma çabasıdır bu. CHP’yi kıyı kentlere sıkıştırma operasyonu var. Yani bu muhalefet partilerinin Türkiye partisi olmasına AKP izin vermiyor. AKP açısından da esas olarak AKP’nin de partileşme süreci halen tamamlanmadı. AKP Erdoğan’ın mülkü olarak varlığını sürdüren bir kuruluştur. Çünkü organları karar veremiyor. Binali Yıldırım kongre tarihinin ileri bir tarihte olacağını açıklamasına rağmen mülkün ana sahibi olan Recep Tayyip Erdoğan 21 Mayıs için Kongre kararı aldı. HDP’nin yaptığı kurultay içsel sorunlarından kaynaklanmıyor. Dışsal bir baskı ile hukuk adına yapılan zorlamalarla milletvekilliklerinin düşürülmesi ile HDP yeniden kendisini toparlama ve organlarını toparlama çabasına zorlandı. Sorunu yaratan HDP’nin içindeki gelişmeler değil, sorunu yaratan HDP’nin Türkiye partisi olmasına izin vermeyen AKP zihniyeti ve kendisidir.

* MHP’de de ciddi tartışmalar var…

HDP’nin tasfiyesine en büyük desteği veren parti MHP’dir. MHP aynı zamanda sürekli muhaliflerini tasfiye etmektedir. MHP tabanın sesini yansıtan bir parti olmaktan çıktı. Bir politbüro var MHP’de ve bunlar dikkat ederseniz tabanlarına karşı tutum aldı. Son halk oylamasında MHP’nin önemli kısmı hayırcı olarak ortaya çıktı.

* Asıl tartışma AKP’den beklenirken, CHP’de kurultay tartışmaları, “kapının önüne koyarım” restleri, disiplin süreçleri devreye girmeye başladı. CHP’deki bu gelişmeler neye işaret ediyor?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti liderliğine geçmesi, AKP ve FETÖ ortaklığı sırasında gerçekleştiği, bizzat bu kumpası gerçekleştirenler tarafından ifade ediliyor. O zaman bu özel yaşam değildir diyen Erdoğan daha sonra bunu FETÖ üzerine yamanması için ‘kumpas’ var demeye başladı. Kılıçdaroğlu’nu toplumun önüne çıkaran Deniz Baykal olmuştur. Baykal, Kılıçdaroğluna mesleği gereği bir kısım yolsuzluklar dosyasının kamuoyuna açıklaması görevini verdi. Kılıçdaroğlu müfettiş ve denetçi mesleğinden dolayı yaptırılan hizmetlerden dolayı kamuoyu önüne çıkarıldı. Bu Kılıçdaroğlu’nu popüler yapmıştı. Kılıçdaroğlu’nun adaylığı öne çıkınca kendisini tanıdığım için kendisine mektup gönderdim. Dedim ki parti içindeki desteğinizden çok sizin halkta desteğiniz var, o yüzden CHP’deki kimi kontların denetimine girme. Genel Başkanlıktan sonra ikinci bir mektup yazdım ve dediğim dedik politikasına hiç sapma, sen sanki iktidardaymışsın gibi yapmanız gereken politikaları gündemde tut, AKP’yi esas alma dedim.

* Peki şimdi?

Referandum sonrasında da yaşananlara ilişkin bir mektup daha yazmayı düşünüyorum. Esasında partinin önünü açmaya ve yeni bir sayfa açmaya dönük olarak kendi rızasıyla genel başkanlıktan ayrılması gerekir. Çünkü bana göre katıldığı her seçimde yüzde 25 barajına takılan CHP’nin yeniden toparlayıcı olması oldukça güç. O bakımdan yeni sese gereksinim var. Tıpkı Baykal’dan sonra Kılıçdaroğlu’na gereksinim doğmuş ise, bugünde başarısızlığı kanıtlanmış olan ve giderek de her an toplumsal tepkiyi pasifize etmekle görevliymiş gibi frene basan, bir söyledikleri ertesi gün yalanlanan, sine-i millet açıklaması yapan Sayek’in hemen grup başkanvekili tarafından yalanlaması gibi yanlışları CHP konusunda kuşku yaratıyor. 2019’da erken seçim olursa Kılıçdaroğlu’nun bu haliyle kitleler önünde engel olacağını düşünüyorum. Çünkü liderlik yapamıyor, partide değişimi işaret eden Fikri Sağlar gibi isimlerin istemlerin istemlerinin saraydan yönetildiğine ilişkin kuşku yaratmıştır. Bu ciddi bir iddia ise Kılıçdaroğlu bunu açıklamak zorundadır.

* CHP’deki bütün bu tartışmalar sadece Kılıçdaroğlu’nun liderlik sorunundan mı kaynaklanıyor? Örneğin CHP’de, sol-sosyal demokrat kimliğine dönük arayışlar yok mu?

Türkiye’nin gereksinimi ciddi bir sol partidir. Etnik dinsel inançsal mezhepsel birlikteliğin sağlandığı bir sol parti değil. Tam tersine emeğin egemenliğini savunan bir sol partiye ihtiyaç vardır. CHP’yi de kurtarmak için solda ciddi bir partiye ihtiyaç var. Tıpkı DİSK’in desteği ile kurulan Türkiye İşçi Partisi gibi. Bu parti İnönü’yü bile ortanın soluna Ecevit’i Demokratik Sol’a zorlamıştır. O dönem Adalet Partisine benzeşme yerine Adalet Partisi’nden uzaklaşma konusunda bir çabaya CHP’yi zorlayan emekten ve halktan yana bir parti olmaya zorlayan bir partidir TİP. Bu konuda HDP benzer bir işlev gördü ve CHP’yi esasında zorlaması gerekiyordu. Kürt sorunun çözümü CHP’nin HDP’nin yanına yaklaşmasına bağlıdır. Kürt sorunu Kürtlerin değil, Türklerin sorunudur. Çünkü Kürtler benim yurttaşımdır, o yüzden bu sorunu çözmez bizlerin (Türklerin) sorunudur.

* Son günlerde çokça ifade edilen ittifak arayışlarına sizde işaret ediyorsunuz. Ama CHP’nin başından beri Kürtlerle, HDP ile yan yana görünme korkusu var…

CHP’nin HDP ile yan yana görünme kaygısı yanlıştır. Çünkü CHP tanrıdan bir ferman getirse ve ‘CHP HDP ile herhangi bir biçimde ilişki içinde değildir’ diye bir belge getirse bile, rakipleri olan iktidar partisi ile onun destekçisi olan MHP, CHP’yi kitlesinden uzaklaştırmak amacıyla HDP ile ittifak halinde gösterecektir. Yani hayır diyenlerin hepsi başlangıçta teröristti, sonra FETÖ’cü oldular. O bakımdan CHP’nin kendisini sakınması, uzaklaşma ile mümkün olacak bir şey değildir. Tam tersine eğer Türkiye’nin sorunlarına çözecekse CHP, HDP’nin Türkiyelileşmesi konusunda destek olması gerekmektedir. HDP’nin itilmek istendiği bölge partisi konumundan olabildiğince Türkiye partisi olmasına katkı sağlaması gerekir. HDP’nin meşruiyeti CHP’nin de meşruiyetinin güvencesidir.

* Peki, bu koşullarda böylesine geniş bir ittifak mümkün mü?

Erdal Bey (İnönü) bunu başardı. 1991 seçimlerinde partileşme sürecini tamamlayamamış olan Kürt yurttaşlarımızı parlamentoya taşıdı. Ondan sonra birliktelik esasında yürüyemedi. Günümüzde de bu birlikteliği sağlamak ve ittifakı sağlamak CHP’ye düşen bir görevdir. HDP’nin buna evet demesinden önce CHP’nin bu niyeti ortaya koyması gerekir. HDP durduğu yerde duruyor ve Türkiye partisi olmaya çalışıyor. Buna engel çıkarılıyor. Bu engeli kaldırmakla CHP barışa katkıda bulunur. HDP’nin tasfiyesi konusunda ittifak yapmak dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda destek vermek, Türkiye’yi bugünkü çıkmazlara sürüklemiştir. CHP bu korkular üzerinden ‘Herkes için bu dokunulmazlık kaldırılsın’ derken esasında diğerlerine dokunulmayacağını hedefin HDP olduğunu biliyordu. Bilmesine rağmen bu oyunun figüranlarından biri oldu.

* HDP’nin bu kadar saldırıya uğramasının, tasfiye edilmek istenmesinin nedenleri nedir?

HDP’nin en büyük başarısı, 7 Haziran seçimlerindeki başarısı olan parlamentoda 3’üncü parti kimliğine sahip olmasıdır. AKP 7 Haziran ve öncesindeki seçimlerde sahibi olmadığı oyları devşirdi. Kürt seçmenlerin Kürt siyasal hareketinin bağımsız adaylarla çıktığı yolda giderek partileşmesi ile AKP’nin en büyük rakibi oldu. HDP’nin tarih sahnesine çıkması AKP’ye kazanmadığı seçmenin temsil hakkı verdi. AKP’nin daha önce Güneydoğu Anadolu bölgesinden aldığı oylara ve çıkardığı milletvekili sayısına bakın çok orantısızdır. HDP’nin partileşmesi AKP açısından alarm zilleri çalmasına neden oldu. Irkçı, etnik milliyetçilik yapan partileri harekete geçirdi. 7 Haziran seçimlerinden önce neredeyse Abdullah Öcalan ile eşbaşkanlığı paylaşır görüntüsü sergileyen AKP, elinden hak etmediği milletvekillerinin alınması ile birden ayıldı. Çözüm sürecinin iktidarını tehlikeye atıldığı sonucunu gördü. Haziran seçimlerinden sonra çatışmayı öne çıkardı ve böylece HDP’nin önünü kesti. 94 yılında böyle bir şey yoktu. O zaman Kürt siyasi hareketinin böyle kitlesel destek bulma durumu söz konusu değildi ve orada bireysel olarak tasfiye ettiler. SHP’nin Kürt konferansına katılan Kürt vekiller ile ilgili aldığı tedbir bu uygulamaya ve tasfiyeye yol açtı. Bugünde aynı şey dokunulmazlıkların kaldırılması konusundaki desteğe benziyor. O dönem DYP, ANAP, MHP’ye verilen destek günümüzde CHP tarafından AKP’ye ve MHP’ye verilmiştir dokunulmazların kaldırılması meselesinde görülüyor.

* Kürt hareketini tasfiye etme isteği yıllardır sürüyor. Bu mümkün mü?

Bence artık cin şişeden çıkmıştır. Kürt siyasal hareketini baskı, yıldırma ve korku ile falan siyaset sahnesinin dışına düşürme söz konusu olmaz. Kürt siyasi hareketi artık tasfiye olmaz. Çünkü Kürt kökenli insanlarımız var ve onların sorunları var ve bu insanlar bizim insanlarımız ve sorunlarımız. Tasfiye etmek! Kürtleri mi ortadan kaldıracağız. Siyasal hareketlerin temsil ettiği bir kitle var ise… Bakın Türkiye’nin partiler mezarlığına döndüğünü görürsünüz çünkü arkalarında seçmen kalmamıştır. ANAP’ı, DYP’yi, Adalet Partisi’ni göremezsiniz. Seçmenleri dağılmıştır ama Kürt siyasal hareketinin arkasındaki siyasal arkasındaki siyasal destek yalnızca Kürt kökenli insanlarımızdan değil bugün sosyalistlerin, sosyal demokratların bir kısmının da desteğini bulmuştur. 7 Haziran bunun göstermiştir. Kürt kökenli seçmenlerin yanına saydığın kesimlerin eklenmesi çatışma stratejisinin hayata geçirilmesinin başlıca nedenidir. O nedenle bu buluşmayı tarumar etmek istiyorlar.

* CHP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasında devreye girmesinin, işbirliği yapmasının nedeni nedir?

CHP’nin rakibi AKP ya da MHP değildir, HDP’dir. HDP’ye Türkiye’nin batısından destek verilmesinin nedeni HDP’nin Kürt sorunu ile Türkiye’nin sorunlarını birleştirerek çözme arayışıdır. Bu konuda CHP seçmeninden HDP’ye kayış söz konusu oldu. CHP’nin AKP ve MHP ile birlikte dokunulmazlıkların kaldırılma doğrultusunda oy vermesinin bu korkunun sonucudur. HDP’yi kendisine rakip görmesidir. 7 Haziran’da çoğu CHP’li HDP’ye yönelmiştir. Ben oyum ile CHP’ye fazladan bir milletvekili kazandırmak yerine oyumla barajın aşılması halinde HDP’nin çıkaracağı 80 milletvekili için oy kullandım. Bunun önünü kesmek için CHP AKP ile işbirliği yapmıştır. Dokunulmazlık en büyük yanlıştır. Hem Balbay’ı, Haberal’ı içeriden almak için mücadele veriyorsunuz ama öte yandan HDP eş başkanlarının içeriye tıkılmasına destek veriyorsunuz.

* Kürt sorunu gittikçe uluslararası alana taşınıyor. Cumhurbaşkanı, Moskova ve Washington’a her gittiğinde bu sorunu konuşuyor, asıl aktörler ise devre dışı…

Kürtler kendi sorunumuzu kendimiz çözelim dediler ve bunun yeri de esas olarak TBMM’dir. Eğer siz sorun çözecek insanları, Kürt siyasal önderleri, sorunun tartışılacağı platformlardan uzak tutarsanız, hapse atarsanız o taktirde bu aktörlerin yerine başka aktörler ve sözcüler ortaya çıkacaktır. Bugün eğer, Türkiye’de Türklerin sorunu olan Kürt sorununu yabancı müdahalesi ile çözmek gibi çıkmaz sokağa zorlayan iktidarın muhalefetin desteği ile uyguladığı yanlış politikalardır. O nedenle yeniden masanın kurulması gerekir. Masadaki aktörlerin yeniden bir araya gelmesi gerekiyor ki uluslararası figüranlar çekilsinler. Biz kendi sorunumuzu çözmeliyiz, yoksa bizi çözerler. Bugün Türkiye darmadağın bir durumdadır. Bırakın Kürtleri, hangi Türk yurttaşı şurada gününden mutlu, geleceğinden umutlu. İki insanın el ele tutuştuğunu görebiliyor musunuz? Böyle kindar bir toplum yarattık. Kürtler ile Türkleri bir birine düşürdük. Bunu yaparsak, şurada iki kişi kavga ederse araya bir hakem girer. Bunun sonu yok çözüme de katkısı olmaz. O nedenle Türkiye’de sorunun tarafları ile oturup konuşmamız gerekiyor.

* Bir akademisyen olarak Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık grevini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Burada da devletin bu insanlarla konuşması lazım. Bakın OHAL mağdurları konusunda Nuriye ile Semih işte orada. Bu insanlar OHAL mağdurlarının temsilcisi olarak bedenlerini ölüme yatırmıştır. Başbakan ‘Habersizim’ diyor. Ankara’nın göbeğinde olan bir olayı bilmiyorsan sen neyden haberdarsın arkadaş!  (Kenan Kırkaya – DAHABER)