‘Dilleri yok saymak halkları yok saymaktır’

Halklar bahçesi olan topraklarda Türkçe resmi dil ilan edilmesiyle, diğer halkların anadilleri baskılandı, yok sayıldı ve unutturulmaya çalışıldı. Kürtçe Dil Bayramı’nda anadilleri yok sayılan halklardan Kürt, Ermeni ve Süryani temsilciler, anadilleri üzerindeki tek dil baskısının sonuçlarını anlattı.

Celadet Alî Bedirxan’ın 1932’de çıkardığı Kürtçe Hawar dergisinin yayına başladığı gün olan 15 Mayıs, Kürt Dil Bayramı olarak kutlanıyor. İçeriğinin yanısıra dergi, Kürtçenin Latin alfabesine geçirmesi bakımından önemli bir misyon yerine getirdi.

Trakya, Anadolu ve Mezapotamya’nın üzerinde kurulan coğrafyamızda birçok halk, anadillerini uzun yıllar korumasına rağmen, Osmanlı’nın son döneminde İttihat ve Terakki’nin ile birlikte gelen ve Türkiye’nin kurulmasıyla ‘Türkçe konuş’ baskısıyla karşılaştı. Halklar bahçesi olan topraklarda Türkçe resmi dil ilan edilmesiyle, diğer halkların anadilleri baskılandı, yok sayıldı ve unutturulmaya çalışıldı.

Kürt, Ermeni ve Süryani halklarının konuştuğu anadilleri üzerine bu halklara mensup kişilerle konuştuk.

HETEROJEN BİR TOPLUMDAN HOMOJEN BİR TOPLUM YARATMAYA ÇALIŞIYORLAR

OHAL Kararnameleri ile kapatılan Kürt Enstitüsü Eş Başkanı Sami Tan, Kürtçe’nin Hint-Avrupa dil ailesine ait olduğunu, yapısı itibariyle de hem eklemlemeli hem de bükümlü bir dil olarak Türkçe’den farklı olduğunu bilgisini verdi. Kürtçe’nin çok geniş bir coğrafyada konuşulduğunu vurgulayan Tan, Kürdistan coğrafyası dışında da konuşulduğunu belirtti. Güney Kürdistan dışında Kürtçe’nin resmi bir statüsü olmadığını kaydeden Tan, “Türkiye’de, İran’da, Suriye’de resmi bir statüsü yok. İran’da Kürtçe eğitim dili olarak kabul edilmiş, ancak uygulanmıyor. Kürtçe’nin yok sayılmasıyla aslında Kürt halkının varlığı yok sayılmasıdır” dedi.

Türkiye’de milyonlarca insanın Kürtçe konuşmasına rağmen resmi dil olarak kabul edilmediğini ve Kürt halkının anadillerini konuşamadığını anımsatan Tan, “Kürtçe’nin yok sayılmasının nedeni tekçi, dar ulus- devlet mantığıdır. ‘Her ulusun bir devleti ve bir dili olur’ mantığını kuran bu anlayış var olan farklılıklarını inkar ediyor ve bu farklılıkları bastırmakla asimilasyon politikası izleniyor” diye konuştu.

Bu ülkede bu tekçi anlayışın İttihat ve Terakki Cemiyeti ile beraber geldiğini söyleyen Tan, “Oldukça heterojen, dilsel-dinsel birçok farklılığı barındıran Osmanlı İmparatorluğu üzerinden bu tekçi anlayışı kurmaya çalışıyorlar. Kürtlerin yaşadığı sıkıntılar aslında sadece Kürtlerin değil bugün bu ülkenin yaşadığı sıkıntılar bunlar” ifadeleri kullandı.

BATI ERMENİCESİ TEHDİT ALTINDA

Kadir Has Üniversitesi Filoloji Bölümü’nde öğretim görevlisi olan ve Hrant Dink Vakfı Batı Ermenicesi Kursu’nda eğitimci olarak görev yapan Sevan Değirmen, Ermenice’nin Hint- Avrupa Dil Ailesi’nin bağımsız bir koluna ait ve bu kolda sadece Ermenice’nin olduğu bilgisini verdi. Sözlü tarihisi 4-5 bin yıllık olduğu, yazılı tarihinin ise M.S. 404 tarihinde ortaya çıktığını dile getiren Değirmen, “Ermeni Alfabesi’ni Mesrop Maştots adlı bir rahip oluşturmuştur ve alfabe oluşturduktan sonra kutsal kitapları Ermenice’ye çeviriyorlar ve kilise anlamında bir bağımsızlık elde etmek istiyorlar. Aynı zamanda Antik Yunan Klasikleri de Ermenice’ye çeviriyorlar. Bugün Klasik Yunan’dan kalmış bazı eserler bugün sadece Ermenice çevirisi mevcut” diye belirtti.

İlk olarak Kasik Ermenice’nin ortaya çıktığı daha sonra halkın konuştuğu Orta Ermenice’nin oluştuğunu söyleyen Değirmen, şunları da kaydetti: “Orta Ermenice’nin net bir gramer yapısı yoktur. 19.yüzyıldan itibaren ise ‘Aştarapar’ olarak adlandırdığımız Modern Ermenice ortaya çıkıyor. Çağdaş Ermenice şu an Ermenistan’ın resmi devlet dili olan Doğu Ermenicesi ve bu topraklardaki Ermenilerin konuştuğu Batı Ermenicesi olarak iki kola sahip.”

Batı Ermenicesi’nin edebiyat dili olarak çok iyi olduğunun altını çizen Değirmen, 1915 Ermeni Soykırımı sonrası Batı Ermenicesi’nin kullanım alanının daraldığına dikkat çekti. Değirmen, sözlerine şu şekilde devam etti: “Batı Ermenicesi soykırım sonrası Dünyanın dört bir yanına yayılan bir kullanım şekli var. Biz burada bugün bunu yaşatmaya çalışıyoruz. Batı Ermenicesi UNESCO tarafından da ‘yok olma tehlikesi altındaki’ dillerden biri olarak görülüyor, herhangi bir devlet desteğinden yoksun. Türkiye’de 70 bin civarında Ermeni olduğu halde büyük bir kısmı Ermenice konuşamıyor. Nedeni ise, bu eğitimin verilmemesi, konuşacak bir alanın olmaması. Özellikle 1915 sonrası Anadolu’daki Ermeniler, yoğun baskından ötürü bu dili konuşmamışlar. Devletin ‘Türkçe konuş’ politikaları da bu dili bastırmak üzerine kurulmuş. Bugün bu dili konuşabiliyoruz ama artık konuşacak kimse kalmadı. Devlet de özel olarak koruma çabası gütmüyor. Fakat; biz bu dili unutturmamak için çabalıyoruz. Biz bu dilin mezar kazıcısı olmayacağız.”

SOYKIRIMLA SÜRYANİCE KONUŞACAK KİMSE DE KALMADI

Mezopotamya Kültür ve Dayanışma Derneği Yöneticisi Edip Arslan ise Süryanice hakkında bilgi verdi. Süryanice’nin çok uzun bir geçmişe sahip olduğuna vurgu yapan Arslan, semitik bir dil olduğunu ve Aramica’dan türediğini, kardeş dilinin Arapça ve İbranice olduğunu aktardı. Süryanice’nin kurulan ilk akademilerde kullanıldığını ifade eden Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yazılı edebiyatı çok güçlü, akademinin Süryanice ile ilgilenmeleri gerekiyor. Daha çok kilise ve kilise çevresinde eserleri var. Eskiden Süryani halkı da çok yoğun bir şekilde kullanıyordu fakat; devlet politikaları bunun önüne geçti. Kullanabileceğimiz bir okul bile yok. 1915’te Ermenilerin yanında Süryaniler de katledildi ve halkımızın 3’te 2’si o dönem yok oldu, kalanları da baskı yüzünden konuşamadı ya da göç etmek zorunda kaldı. Kullanacak kimse kalmadığı için yok olma tehdidiyle karşı karşıya.” (Havva CUŞTAN – ETHA)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir