Gezi barikatlarından Rojava siperlerine: Ayşe Deniz Karacagil

Ayşe Deniz Karacagil, Gezi günlerinde barikatların, sokağın gücünü kavradı, özgürlüğü tadına vardı. Hakkında açılan dava nedeniyle kamuoyu “kırmızı fularlı kız” olarak tanıdı. Cezaevinden tahliye olduktan sonra yüzünü dağlara döndü. Ardından da MLKP savaşçısı olarak Rojava’ya geçti, Rakka’da Gezi direnişinin yıl dönümünde “Destan Temmuz” olarak ölümsüzleşti.

MLKP savaşçısı Ayşe Deniz Karacagil, Rakka operasyonunda ölümsüzleşti.

Ayşe Deniz Karacagil’i ezilenler “kırmızı fularlı kız” olarak tanıdı. 23 Ağustos 1993 tarihinde Ankara’da doğmuştu ve Gezi direnişine katıldığında 20 yaşındaydı. Ispartalıydı. Yörük’tü. Ailesi, Dev-Yol geleneğinden geliyordu. Bu nedenle çocuk yaşta devrimciler, devrim, eylem hayatına girmeye başladı. İlk gözaltına alındığında henüz 12 yaşında bir çocuktu. Dünya Barış Günü gerçekleşen o olayı, Tükenmez dergisine şöyle anlatmıştı:

“Eylem yaptık. Bir garajın kapısında dört polis, bir abiyi sıkıştırmıştı. Ben nasıl cesaret ettim bilmiyorum, gidip üstlerine atlamışım. Sonra polislerden ikisi bana saldırdı ve gözaltına aldılar. Sonra bizi Emniyet’e götürdüler. Bana ‘Küçük militan’ diyorlardı.”

Lise yıllarında yaşadığı sistemi sorgulamaya başladı ve mücadele etmeye karar verdi. Halkların onur ve özgürlük ayaklanması olan Gezi direnişi günlerinde Antalya’daydı. Barikatların başında yer aldı.

O günleri “Ben de taleplerimle meydanlara çıktım. Öncelikle bir kadın olarak çıktım. Bu düzende kadınsanız ikinci kez eziliyorsunuz. Ben de kadınlara sunulan kalıpları parçalamak için meydanlara çıkmıştım” diye anlatmıştı. O günlerde SGDF ve ESP ile tanıştı. Örgütlendi.

TAKSİM BARİKATLARINDAYDI

Direnişin ilk üç günü Antalya’daki barikatların başındaydı. Direnişi daha yakından hissetmek için Taksim’e geldi. O yolculuk için “Serüvene ilk adım attığım süreç başladı” demişti.

Taksim’de ilk gördüğü ise renklilik oldu: “İnsanların renkliliği. Devlet ne yapıyor? Her yeri gri yapıyor. Kaldırımlar gri, binalar gri, yollar gri. Her yer gri. Ama o alanda her renk vardı, gri de vardı. Ama bir şeyin sembolü olarak değildi. Oradaki dayanışmanın sembolüydü renkler. İnsanlar renkler ve talepler altında birleşmişti.”

GÜLSUYU’NDA ÇETELERİN HEDEFİ OLDU

Gezi direnişi sona erdikten sonra da İstanbul’da mücadele yürütmeye devam etti. Bu sırada çetelerin hedefi oldu. Gülsuyu Mahallesi’nde çeteler, o günlerde uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı Sanat ve Hayat Festivali’nin hazırlığını yapan ESP ve SGDF’lilere silahlı saldırılar düzenliyordu. O saldırılarda ilk önce Suruç şehidi Cebrail Günebakan silahla yaralandı. Çeteler ikinci saldırıyı 7 Ağustos’ta gerçekleştirdi. Festival afişi asan ESP’liler Aykan Şimşek ve Sinan Sağır, silahla yaralandı. Sinan Sağır daha sonra Rojava devrimini savunurken ölümsüzleşti. Aynı gün öğle saatlerinde ESP binası tarandı. Saldırıda yaralanan üç kişi arasında Ayşe Deniz Karacagil de bulunuyordu.

‘GEZİ DİRENİŞİNİ İNSANLIK ONURU İÇİN GERÇEKLEŞTİRDİK’

Direnişin ardından başlatılan siyasi operasyonlar kapsamında 2 Ekim 2013’te gözaltına alınıp tutuklandı. Yöneltilen suçlamalar arasında örgüt sembolü olarak kabul edilen ‘kırmızı fular’ takması da yer alıyordu. Mahkemelerde, Haziran ayaklanmasını sahiplendi, devleti yargıladı: “Bize devlet babamız bolca tazyikli su ve kimyasal hediye etti. Gemiciklerimiz olmadı. Gezi direnişini, insanlık onuru için gerçekleştirdik. Yeri geldi öldük, yeri geldi kör olduk, tutsak olduk.Kırmızı fuları açıklayayım. Bence bulunmayan o örgüt kumaş fabrikalarıdır. Ülkemiz şaşırmışlar cehennemine döndü. Siz burada bizi yargılamaya çalışıyorsunuz. İstanbul’da Cumhuriyet savcılığı Gezi eylemi suç değildir diye 74 kişiyi serbest bıraktı.”

4 aylık tutsaklığın ardından Alanya- Mahmutlar L Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. Cezaevinde kadın gerillalar ile aynı koğuşta kaldı. Onların hayatlarını dinledi, etkilendi. Ardından da yüzünü dağları döndü. 2015 yılının Ocak ayında Kürt basınındaki bir haberle yeniden gündeme geldi. Üzerinde gerilla kıyafeti vardı, boynunda yeşil bir puşi. HPG’ye katılmıştı. Neden dağları, özgürlüğü seçtiğini anlatıyordu, “İnsanlığın kurtuluşundan söz etmekle kalmayacağız, biz bunu başaracağız” diyordu.

Kürdistan dağlarında bir süre kaldıktan sonra bu kez savaşmak üzere Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) Komünist Kadın Örgütü (KKÖ) savaşçısı olarak Rojava’ya geçti. Rojava’da “Destan Temmuz” adını aldı. “Temmuz” adıyla 20 Temmuz’da Suruç’ta katledilen yoldaşlarının anılarını, düşlerini yüklenmiş oldu.

Karacagil, MLKP savaşçısı olarak yer aldığı Enternasyonal Özgürlük Taburu’nun katıldığı Rakka hamlesinde 29 Mayıs günü şehit düştü.

Haziran ayaklanmasında Gezi barikatlarından düşlerini büyüten Ayşe Deniz Karacagil, düşlerin gerçek olduğu Rojava devrimini savunurken Gezi direnişinin yıl dönümünde ölümsüzleşti.

Rakka hamlesinde Türkiye’li iki enternasyonal savaşçı şehit düştü

MLKP savaşçısı Karacagil: Devrim topraklarında olmak büyük bir şans

Rakka’nın özgürleştirilmesi hamlesinde ölümsüzleşen MLKP savaşçısı Ayşe Deniz Karacagil (Destan Temmuz), Rojava’ya adım atığında anlatılmaz bir duygu içinde olduğunu belirtti. ETHA’nın ulaştığı sicil kaydında duygularını anlatan Karacagil “Ülkemiz ve dünya devrimi adına buranın önemli bir çıkış olduğuna inanıyorum” şeklinde konuştu.

Rakka’nın özgürleştirilmesi hamlesinde 29 Mayıs’ta ölümsüzleşen MLKP-KKÖ savaşçısı Ayşe Deniz Karacagil (Destan Temmuz) sicil kaydı görüntülerinde Rojava’ya gelme amacını anlattı.

Ayşe Deniz Karacagil’in (Destan Temmuz) sicil kaygı görüntülerine ETHA ulaştı.

Üç yıl dağlarda kaldığını söyleyen Karacagil ardından Rojava’ya geçtiğini anlattı. “Devrimin topraklarına, yani Rojava’ya adım attım” diyen Karacagil’in konuşmaları şöyle:

“Adım Destan Temmuz, üç yıldır dağlarda bulunmaktaydım. Bunun üzerinden devrimin topraklarına yani Rojava’ya adım atım. Yeni bir yaşamın adımcısı olarak, partinin kadrosu olarak, komünist bir kadın olarak devrimin topraklarındaki üzerime düşen misyonu ve sorumlulukları kendi açımdan belirlemeye çalışıyorum. aynı şekilde partimizin ve sürecin kadrolarına biçtiği misyonla birlikte bir yürüyüşün sahibi olmaya çalışıyorum.

İlk duygularım Rojava’ya geldiğimde farklıydı, anlatılamaz bir duygu. Devrime ait kanla sulanmış, bedellerin ödendiği, yine pek çok zaferin elde edildiği bir alan Rojava.

Şimdi bu alanda bulunmak, yine tüm bu tarihsel süreci yakından görmek bir şans olsa gerek. Hem kendime biçtiğim misyonum, geleceğimi belirlemesi noktasında da Rojava’nın önemli bir adım olacağına inanıyorum.

Burada öğreneceğimiz çok şey olduğuna inanıyorum. Bu bağlamda da burayı, devrim topraklarını herkesin görmesi gerektiğini düşünüyorum. Aynı şekilde dağları da. Daha doğrusu partimize ait bütün alanları görmek durumundayız, yaşamak durumundayız, bilmek durumundayız. Bizzat bu sürecin örgütleyicileri, içinde bulunan, bu süreci ileri taşıyıcıları olabilmeliyiz.

Şehitlerin izinden gidebilmek adına, sürece karşılık olmak adına. Son süreçte gerçekleştirilen katliamlar adına.

Devrim topraklarının özgürleşmesinde rolü olan gazilerden şehitlere kadar. Yine aynı şekilde ülkemiz ve dünya devrimi adına buranın önemli bir çıkış olduğuna inanıyorum. Bu yüzden de herkesi bu alanları görmeye çağrı yaparak, ‘Yaşasın partimiz MLKP’, ‘Yaşasın Komünist Kadın Örgütümüz’, ‘Yaşasın Komünist Gençlik Örgütümüz'” (ETHA)




2 thoughts on “Gezi barikatlarından Rojava siperlerine: Ayşe Deniz Karacagil

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir