Gezi-Haziran isyanı – Onur HAMZAOĞLU

 

 

 

 

Türkiye’de toplumun geniş kesimleri için tarihsel davranış modelimiz olan itaat ve rıza gösterme, Mayıs-Haziran 2013 tarihinde, yerini talep etme, direnme hatta isyana bıraktı. Gezi Parkı’nda ‘birkaç ağacın kesilmesinin engellenmesi’ için 27 Mayıs’ta başlayan direniş, hemen ardından Taksim Meydanı’nı da kapsadı ve kısa süre sonra, 80 ile yayılan halk ayaklanmasına-isyanına dönüştü.

Geleceğimize yönelik ders(ler) çıkarabilmemiz için bu direniş ve isyanın nedenlerinin son birkaç yılda yaşananlara daraltılmadan ve tarihsel bağlamından koparılmadan ele alınması gerekir. Bizce temel neden, kapitalizmin yeniden yapılandırılması sürecine Türkiye’nin de dahil edilmesiyle ilişkilidir. Bunun için “24 Ocak Kararları” ile başlayan, özellikle de doksanlı yıllarla birlikte toplumsal yaşantının yeniden düzenlenmesiyle sermayenin mutlak egemenliği adına insanın, doğanın daha da “değersizleştirilme” ve nesneleştirilme girişimleridir. Diğer neden ise Kürt sorununun barışçı yollardan çözümünün pek çok talebe karşın, devlet tarafından reddedilmesiyle şiddetlenen ve zamanla “kanıksanan-sıradanlaşan” savaş ortamıdır.

Direnişin-isyanın öncesindeki 20-25 yılda, sermaye adına yapılanlarla ortaya çıkan mağduriyetlerin yarattığı öfke, devlet ve hükümetler tarafından ustalıkla Kürt siyasal hareketine yönlendirildi. Öfke boşalımlarının cenaze törenleri, asker uğurlamaları, büst öptürme vb. biçimlerde gerçekleştirilmesi sağlandı. 2012 yılı sonlarında başlayan çatışmasızlık-’ölümsüzlük’ ortamı birkaç ay içinde toplumsal atmosferi değiştirdi. Özetle, bir yandan biriken, diğer yandan azar azar da olsa rahatlatılan toplumsal öfkeyi gerçek hedefinin dışına yönlendirmede ana araç olarak kullanılan Kürt sorunu, görece olarak da olsa bir süreliğine aradan çekilmiş oldu.

Yaşadıkları mağduriyetlerin engellenebilmesi yönünde her türlü hukuksal ve örgütsel olanağı uzun süredir yitirmiş olanlar ya da bulamayanlar, böyle bir atmosferde, açık ve net bir biçimde sorunlarının-mağduriyetlerinin ‘nedeni’ olarak Hükümeti görebildi. Uzun bir süredir sağlanan baskı, mutlak denetim, şiddet ve yaftalama ile oluşturulan korku kalkanı küçük bir zorlamayla kimsenin beklemediği bir yerden ve beklemediği bir zamanda çatladı.

Kalkanın görünen çatlama noktası doğa-çevre. Doğanın doğrudan talanı ile yaşam alanlarının işgali ve her türlü kültürel, coğrafi, tarihsel vb. farklılıklar dışlanarak TOKİ eliyle tekleştirilmesinin yarattığı tehdit karşısında direnişler ve küçük öbekler halinde örgütlenmeler gerçekleşmişti. Bu yerel örgütlenmeler arasında, zaman içinde kurulan irili ufaklı ilişkilerle dayanışma ortamı yaratılmıştı.

Bugünden baktığımızda, süreç içerisinde, çoğu zaman halklara destek için yanlarında olan, önemli bölümü seksen hatta büyük çoğunluğu doksanlı yıllarda doğmuş gençler üzerinden bir kent-kentli hareketinin ortaya çıktığını ve içten içe siyasallaşmış olduğunu da görüyoruz. İsyanın öznelerinin neredeyse tamamı, yaşayabilmek için emek-gücünü satmak zorunda olanlar ya da okulları bittiğinde olacak olanlar. Weberci anlatımla, kimisi mavi kimisi beyaz yakalı, kimisi üst düzey kimisi orta düzey yönetici, kimisi işsiz kimisi yoksul, kimisi kendi işinde kimisi inşaatta kimisi fabrikada çalışıyor ya da okulu bitince, iş bulunca çalışabilecek olanlardı. Yıllardır gölgesinden korkup burnunun ucunu bile sokağa uzatamayanlar o günlerde sokağın sahibi oldular.

Haziran İsyanı, sokağın önemini pekiştirmesinin yanı sıra, mücadele araçlarının zenginliğiyle tanışılmasını sağladı, özgüven de kazandırdı. Önemli dersler bıraktı. Türkiye’nin batısında yaşayan yurttaşların büyük bölümünün, Kürt illerindeki yurttaşların yaklaşık 30 yıldır yaşadıklarını az da olsa anlayabilmesini sağladı. Batıdakiler, sokaklardaki devlet şiddetine, yedi gencimizin öldürülmesiyle sonuçlanan katliama karşın, televizyonlarda gösterilen “penguenlerin” anlamını çözebildiler. En kıymetlisi de Kürt illerindeki yurttaşlarla duygudaşlık(empati) kurabildiler.

Türkiye siyasi tarihinin Gezi-Haziran İsyanı öncesi ve sonrası olarak yazılmasını sağlayanlardan yitirdiklerimiz de 80 ilde bayraklaşan “Her Yer Taksim Her Yer Direniş!” ve “Diren Gezi, Diren Lice!” sloganları da asla unutulmayacak.

(Özgürlükçü Demokrasi)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir