Onların izinde kadın direnişini büyütmeye! – Füsun ERDOĞAN

 

 

 

7 Haziran 2016 Genel Seçimler’inden sonra, Erdoğan-AKP diktatörlüğünün HDP ve DBP’ye, devrimcilere, sosyalistlere, ilericilere ve demokratlara yönelik saldırıları dur-durak bilmedi. Faşist AKP iktidarı, Kuzey Kürdistan’da devreye soktuğu savaş konseptini batıya doğru genişletti. Hemen sonrasında da, coğrafyanın tümünü OHAL-KHK faşist cenderesine aldılar. Sistematik tarzda tırmandırılan faşist devlet terörü karşısında ilerici-devrimci kuvvetler direnmeyi, mücadele etmeyi seçmiş olsalar da, saldırılar karşısında zaman zaman tökezlediler, günün gerektirdiği mücadele biçimlerini devreye koyamadılar. Basiretsizlik, belirsizlik ve bocalama, 8 Haziran darbesi sonrası sürece damgasını vurdu, direniş çıtası adeta en alt düzeye çekildi.

Oysa yaygın tutuklama terörü faşist diktatörlüğün çökertme planının bir parçasıydı. HDP Eşbaşkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş, milletvekilleri, DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, HDP ve DBP Eşbaşkan Yardımcıları, parti yönetici ve üyeleri, Belediye Eşbaşkanları, meclis üyelerinin tutuklanmaları her iki partinin ve halkın siyasi örgütlülüğünü dağıtmak, iradesini kırmak içindi. Dolayısıyla, bu tutuklama terörünü siyasal sürecinin “an”ın özel bir sorunu haline getirmek ve güçlü bir karşı duruşu örgütlemek, güçlü bir direniş hattını geliştirmek hakikaten hayati önemdeydi. Ne yazık ki, HDP ve DBP devletin bu saldırıları karşısında güçlü bir karşı koyuşu örgütlemede zayıf ve yetersiz kaldı. Her tutsak edilen partilinin ardından bir iki açıklama yapmak fiilen yeterli görüldü. Hatta birçok partili için bu da yapılmadı. Bir bakıma devletin tutuklama terörü seyredildi, kanıksandı…

Halen Erdoğan-Bahçeli faşizminin her iki partiye ve ilerici-devrimci güçlere yönelik gözaltı-tutuklama terörü aralıksız sürüyor. Faşist tutuklama ve örgütsüzleştirme terörüne karşı direnişin, karşı koyuşun örgütlenmesi bütün aciliyetini ve önemini koruyor. Tutuklama terörü ancak direnişi büyüterek püskürtülebilir. Keza tutuklama terörü ile hedeflenen örgütsüzleştirme de, direnişi örgütleme, büyütme ve yayma çizgisi ile etkisizleştirilip boşa düşürülebilir. Kadınların faşizme geri adım attıran direnişinde, hakeza referandum mücadelesinde demokratik hayır cephesinin başarısında apaçık görüldüğü gibi bütün bunları başarmanın nesnel olanakları toplumda ziyadesiyle mevcut, asıl mesele öncülerin görüş açısı açıklığı ve siyasi kararlılığında, ciddiyet, enerji, özveri ve disiplininde. Tabi ki, herkesin peşinen bedel ödemeyi göze alması gerekiyor. Kaldıki, eğer mücadele arkadaşlarınız büyük bedeller ödüyorlarsa, sizin de bedel ödemeyi göz almanız siyasi olarak doğru ve gerekli olduğu kadar, ahlaki olarak da kaçınamayacağınız insani ve demokratik bir duruştur.

Ülkücü faşistlerin bir kesimini de yedekleyen politik islamcı faşizmin, onun kumanda merkezi faşist saray cuntasının en ağır devlet terörü koşullarında bile bugün halkın büyük demokratik direnişini geliştirmek tamamen mümkündü. Burada can alıcı nokta bedel ödemeyi göze alarak direnişi örgütleme, direnişin önünde yürüme, özgürlük ve barış isteyen, adalet ve eşitlik için direnen, biat etmeyen, diz çökmeyen ve çöktürülemeyen halka güvenerek daha güçlü mücadeleleri örgütleme kararlılığını geliştirmektir.

Asıl olan Türkiye, Kuzey Kürdistan ya da Avrupa’nın farklılaşan koşulları altında bedel ödemeyi göze alan özverili, enerjik, direngen kararlılıkla mücadelenin sıkı sıkıya örgütlenmesidir.

Geçtiğimiz hafta HDK-Avrupa Kadın Meclisi Girişimi; “Faşizme karşı direnen kadınların iradesi kazanacak!” şiarıyla seçilmiş kadınlara özgürlük şiarıyla bir kampanya başlattığını duyurdu. 4 Temmuz 2017’de görülecek ilk duruşmasında Figen Yüksekdağ’ın yanında olmanın önemine dikkat çekti.

Faşizmin “önce kadınları vurun” düsturuna uyan Erdoğan-AKP diktatörlüğünün kadınları yok sayma, siyasetin dışına itme saldırılarına karşı HDP’li ve DBP’li seçilmiş kadınların yanında olmak, onlarla dayanışma görevini daha fazla geciktirmemek Avrupa’da yaşayan tüm ilerici, demokrat ve devrimci kadınların görevi olmalı. Hiç kuşkusuz bu kampanyayı örgütlemek, en geniş kadın kitleleriyle buluşturmak da, HDK-A Meclislerinde/Kadın Meclisi Girişim’lerinde yer alan kadınlara ve kadın örgütlerine düşüyor.

27 Mayıs 2017 tarihinde Sosyalist Kadınlar Birliği de; “Figen Yüksekdağ teslim olmaz, kadın iradesi susturulamaz!” başlıklı bir bildiri yayınladı. Bildiride SKB; Figen Yüksekdağ’ın tutsak edildiği soruşturma kapsamında ilk duruşmanın 4 Temmuz 2017’de görüleceği… İlk duruşmaya kadar Yüksekdağ ve seçilmiş kadınlarla dayanışmak üzere bir kampanya başlattıklarını duyurdular.

SKB’li kadınlar 31 Mayıs, 2017 günü Avrupa ülkelerinde parlamentolar önünde yapacakları basın açıklamasıyla kampanyanın startını vereceklerini açıkladılar. Hiç kuşkusuz HDK-A’nın da bir bileşeni olan SKB’li kadınlarla, HDK-A Meclisleri’ndeki kadınların ortak paydada buluşarak, hem tüm seçilmiş kadın siyasetçilerin özgürlüğü, hem de özel olarak Figen Yüksekdağ’ın 4 Temmuz’da görülecek duruşmasına yönelik bir çalışmayı birleştirmeleri anlamlı olacağı kadar gereklidir de.

Bütün geç kalınmışlıklara rağmen faşist diktatörlüğün HDP, DBP ve devrimci örgüt ve partilere yönelik gözaltı-tutuklama terörüne karşı direnişi, dayanışmayı başlatmanın çok değerli olduğu açık. Önemli olan bu değere sahip çıkmak, tutsak milletvekilleri, partililer, belediye başkanları ile dayanışmayı fiilen büyütmektir!.. Dün Eşbaşkanlar Figen Yüsekdağ ve Sebahat Tuncel’in gözaltına alınırken haykırdıkları gibi, gecenin karanlığını parçalayan ve faşist tutuklama terörünü yanıtlayan “direne direne kazanacağız” sloganı direnişimize yol göstersin!

(Yeni Özgür Politika)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir