Veli Saçılık: AKP’yi ancak sokakta durdurabiliriz

Ankara’da direnişini sürdüren Veli Saçılık, polisin tüm saldırılarına rağmen direnişi sürdürmekte kararlı olduğunu söyledi, “AKP’yi ancak sokakta durdurabiliriz. Korku duvarını aşalım, sokağa çıkalım” dedi.

OHAL KHK’sıyla ihraç edilen ve polis saldırısına rağmen direnişini sürdüren Veli Saçılık, son bir kaç gündür direniş alanında yaşananlara ilişkin ETHA’nın sorularını yanıtladı.

Polisin bir kez daha şiddetine maruz kaldınız. Doğrudan üzerinize çok yakın mesafeden plastik mermi sıkıldı. Neler yaşandı o gün?

Esra Özakça ile birlikte öğle saatlerinde her zaman olduğu gibi alana çıktık. Polis bizi ilk önce iteledi. Sol kolumun üzerine düştüm. Zaten biliyorsunuz sol kolum yok. Akşam ise saat 18.00’de basın açıklaması için ihraç edilen iki arkadaş ile birlikte gittik. Direnişin 205., açlık grevinin ise 85. günü olduğunu hatırlattım ve direnişin devam ettiğini belirttim. Polis bu sırada saldırdı ve beni Konur Sokağın ortasına kadar itekledi. Üzerime plastik mermiyi boşalttılar. Değdiği yerde patlayan yeni türde bir plastik mermiydi. Arkadaşlar beni bir kafeye kaldırdı.

Veli Saçılık suç duyurusunda bulundu

Kendime gelince yeniden polisin karşısına dikildim ve işkenceci olduklarını söyledim. Yeniden plastik mermi ile yaylım ateşine tutuldum. Bu kez Mimarlar Odası’na sığındım. 3. kez yeniden çıktım karşılarına. Halk polis müdahalesine tepki gösterdi. Saldırılarını her gün tekrarlıyorlar. Ortada taş yok, sopa yok, silah yok. İki kişi varız. Ancak buna rağmen plastik mermileri üzerimize boşaltıyorlar. Bu yaptıkları işkence. Sokak ortasında bize işkence yapıyorlar. Gözaltına da almıyorlar. Çünkü durum resmileşmiş olacak. Bizim talebimiz net; işimizi geri istiyoruz. İnsan hakları anıtının etrafını çevirmişler. Nuriye ve Semih’i yeni bir Gezi isyanı çıkabilir diye tutukladılar. Ancak biz tüm bunlara rağmen direnişimizi sürdüreceğiz.

DİLENMİYORUZ HAKKIMIZI İSTİYORUZ

Sizlere yönelik polis şiddetinin dozajı gittikçe artıyor. Bizler de tanık oluyoruz, bir yandan şiddet uygularken diğer yandan da hakaret, alay gibi saldırılara da maruz kalıyorsunuz.

Nuriye, “İşimi istiyorum” diyerek alana çıktığında, polis, “İkinci gün vazgeçer” diye düşündü. Ancak olmadı. Nuriye devam etti. Sonra yanına Semih geldi. İşkenceye, gözaltına devam ettiler. Ben katıldım direnişe. Ardından Acun hoca, okulun önündeki direnişini yanımıza taşıdı. Polis sürekli şiddet uygulamak dışında bir şey yapamadı. Ama o şiddet de bir işe yaramadı. Her gözaltının ardından gidip yeniden eylemi sürdürdük. Bu kez, gözaltına almadan saldırma taktiğine geçtiler.

60. günden sonra bakandan ve Saray’dan “Bu işi artık bitirin” diye emir almışlar. Bu nedenle ellerindeki tüm imkan ve de akılsızlıkla üstümüze çullanıyorlar. Tıpkı OHAL ve KHK gibi bu yaptıkları da yasalara aykırı. Biz ise haklıyız. Burada dilenmiyoruz, hakkımız olanı, işimizi istiyoruz. Bu mücadele sadece bizi işimizi isteme mücadelesinden çıktı. AKP’nin OHAL düzenine karşı verilen bir hak mücadelesidir bu. Biz burada tek başımıza değiliz. AKP’nin polisi, silahı, medyası olabilir ancak onun karşısında aklı ve direnci olan kamu emekçileri, devrimciler var. Zaten haftalardır bu dirence çarpıyor. Bu nedenle şiddet dozajını artırıyorlar, insanları tutukluyorlar. Ancak biz korkmuyoruz. Biliyoruz ki bizim buradaki varlığımız polisi rahatsız ediyor. KHK ile ihraç edilen tüm emekçiler korkmadan bir araya gelse, bu sistemin çarkına ot tıkarız. Buna inanıyoruz.

ÖLÜ TAKLİDİ YAPMAKTAN VAZGEÇİLMELİ

AKP, OHAL ve KHK ile toplumu yeniden dizayn ediyor. Bir direnişçi olarak siyasi partilere, kitle örgütlerine öneriniz var mı bu konuda?

OHAL ve KHK’lar kamu emekçilerinin iş güvencesine yönelmiş bir saldırıdır. Yani sadece Veli’nin ya da Ali’nin işten atılması meselesi değildir. Bu aynı zamanda sendikaların da tasfiye sürecidir. Ardından kıdem tazminatının yol edilmesi gelecek. Korku iklimi ile bizleri hiçbir hakkımızı arayamayacak hale getirmek istiyorlar. OHAL’de sokağa çıkılamayacağı gibi bir efsane üretiyorlar. Hayır. Biz OHAL’de de sokağa çıkılabileceğini gösterdik. Sokağa çıkmak zorundayız. Partiler, kitle örgütleri geriye çekilmek yerine sokağa çıkmak zorunda. AKP nasıl gidecek? Ancak biz sokakta karşısında durursak gidecek. KESK ve DİSK üzerine düşeni yapmadı. Ölü taklidi yapmaktan vazgeçilmeli. AKP herkese saldırıyor ki, sadece direnenlere saldırmıyor. İhraç edilen kamu emekçisi arkadaşlarımızdan her gün birileri gözaltına alınıyor. Susarsanız, AKP size dokunmayacak diye bir şey yok. Herkese dokunacaklar. Çünkü toplumu yeniden yapılandırıyor. Bu nedenle önce korku duvarını aşmalıyız.

ONLAR NE ZAMAN ‘YİYORLAR’ DEDİYSE BİZ ÖLÜLER VERDİK

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açlık grevi ile ilgili geçen hafta yaptığı açıklamaya ilişkin ne diyeceksiniz?

Süleyman Soylu’nun bu açıklamasını ciddiye almıyorum. Devrimciler, ’86, ’96 ve 2000 ölüm oruçlarında hükümet yetkililerinden gelen açıklamaları unutmadı. Dönemin adalet bakanları Sadettin Tantan, Mehmet Ağar, Hikmet Sami Türk, Mehmet Topaç da aynı açıklamaları yapmıştı. Milliyet gazetesi, 19 Aralık katliamının ardından “Sahte oruç-kanlı iftar” manşetini atmıştı. Onlar ne zaman “Yiyorlar” dediyse, biz ölüler verdik. Onlar devrimcileri gayet iyi tanır. Devrimciler yerse ancak ömründen yer ama diz çökmez. Bunu çok iyi biliyorlar. Çok açık ki bu açıklamaları ile kamuoyunu yanıltmak istiyorlar. Ancak Soylu’nun ardından Dışişleri Bakanı’nın yaptığı açıklama, onların düştüğü telaşı gösterdi. Açlık grevi bir tercih değil, bir zorunluluk. Açlık grev ile ilgili “doğru ya da yanlış” tartışması yapanlara tavsiyem şu; bu tartışmayı bir an önce bir kenara bırakıp, OHAL ve KHK’ya karşı eylem yapın. Nuriye ve Semih niye böyle yapıyor, diye sormak yerine, kendimize soralım, biz niye bir şey yapmıyoruz diye.

BU BASKI BİRGÜN YENİ BİR GEZİ’Yİ DOĞURACAKTIR

Hükümetten sürekli Gezi ya da TEKEL direnişi benzetmesi geliyor. İddianameler de bu var. Siz ne dersiniz, böylesine bir toplumsal duyarlılık oluştu mu?

Eylemimiz Gezi’yi çağrıştırıyor elbette. Gezi Parkı, polis barikatları ile kapatılmıştı. İnsan hakları anıtının da etrafı polis barikatıyla çevrilmiş durumda. Gezi parkını karakola dönüştürdükleri gibi bugün de Yüksel Caddesi adeta karakola dönüştürülmüş durumda. Yarattığı toplumsal duyarlılık ve AKP’nin maskesini düşürmesi bakımından da direnişimiz ruh olarak Gezi’ye benziyor. Eksik olan kitleselliği. Sayfi anne ile birlikte Ethem’in vurulduğu yerdeydik. Oradan aldığım bir karanfili, insan hakları anıtına bırakmak istedim. Dünkü plastik mermili saldırı, o sırada başladı. Gezi’nin yıl dönümünde, Ethem’in direnişinden aldığımız çiçeği, kendi direniş alanımıza taşımış olduk. Hükümet bundan korkuyor işte. Elbette ki, bu baskı, bir gün Gezi’yi ya da başka bir şeyi doğuracaktır. (ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir