Bu daha başlangıç… – Murat MERİÇ

 

 

 

 

Haziran denince ilk akla gelen, en azından benim aklıma gelen, 2013 yılında, 31 Mayıs’ı 1 Haziran’a bağlayan gece ve sonrasında yaşananlar… Haziran, bizler için “yazın ilk ayı”ndan öte bir anlam taşımazken bir anda umudun, direnişin simgesi oldu.

Haziran ayına girdik. Baharı görmedik ama yaz ucundan kendini hissettirmeye başladı. Bugün yazdan, yazlık şarkılardan söz etmek isterim elbette ama memleket ahvali öyle acayip ki, insanda “normal” yazı yazacak güç bırakmıyor. Denizden, güneşten, tatilden söz eden şarkılar dinleyeceğimiz yerde kaybettiğimiz gençleri anıyoruz, okullara yapılan faşist saldırılardan söz ediyoruz ve tuhaf bir şekilde ramazan gerginliği yaşıyoruz.

Bütün bunlara rağmen Haziran güzel ay. Bugünkü yazıda biraz ondan söz edeceğim. Aydan ya da bu ay için yazılmış şarkıları değil ama, Haziran denince akla gelen ilk şeyi anacağım. Şarkılar bahsine girersek İlkay Akkaya’nın “Haziran’da Gülüver”inden Teoman’ın “Haziran”ına, Nilüfer’in “Haziran Vakti”nden Grup Yorum’un “Haziran’da Ölmek Zor”una çok şarkı var. Şimdilik onları görmezden geliyorum.

Haziran denince ilk akla gelen, en azından benim aklıma gelen, 2013 yılında, 31 Mayıs’ı 1 Haziran’a bağlayan gece ve sonrasında yaşananlar… Haziran, bizler için “yazın ilk ayı”ndan öte bir anlam taşımazken bir anda umudun, direnişin simgesi oldu. Çok acılar yaşadık o günlerde ama “omuz omuza” duruşumuz bize güç verdi. “Bir”ken “çok” olduk, kendimizi iyi hissettik. O günlerde yazdığım bir yazıda “Gezi, bizi bize kazandırdı” demiştim. İnsan daha ne ister ki?

Hatırlayalım: 2013 yılının 28 Mayıs günü Taksim’de Gezi Parkı’nda kesilen ağaçların başında başlayan nöbet 31 Mayıs’ta polisin sert müdahalesiyle bambaşka bir harekete dönüştü ve o gece, Türkiye’nin her yerinde protestolar başladı. 1 Haziran’da olayın seyri değişti. İstanbul’da başlayan hareket, hızla Ankara ve İzmir’e sıçradı, dalga dalga diğer şehirlere yayıldı. Türkiye’nin her yerinde başlayan protestolar, o gün doruğa ulaştı. Gün, Duman’ın YouTube üzerinden paylaştığı “Eyvallah”la açıldı, sabahında Boğaziçi Köprüsü üzerinden yürüyerek geçen insanları gördük. Taksim’e ulaşmak isteyen gruba Beşiktaş’ta tazyikli su ve gaz bombalarıyla müdahale edildi ancak bu pek işe yaramadı. Akşam üstüne doğru polis geri adım attı, Taksim Meydanı işgal edildi. Aynı gün İzmir’de ve Ankara’da toplananlar, sonradan Gezi’nin simgesi olacak sloganlarıyla Taksim’e selam çaktı: “Her yer Taksim, her yer direniş!”

1 Haziran 2013 günü, İçişleri Bakanlığı’nca yapılan resmî açıklama, 48 ilde 90’ın üzerinde eylem yapıldığını duyuruyor, eylemlerin giderek arttığını söylüyordu. Yine resmî rakamlara göre, yaralı sayısı Türkiye çapında 79 olarak gösterildi ancak Ankara Tabip Odası, yaptığı açıklamada, sadece Ankara’daki eylemlerde 15’i ağır olmak üzere 414 kişinin yaralandığını duyurdu. Bunlardan biri, Güvenpark’ta bir polis tarafından başından vurulan Ethem Sarısülük’tü. Alpay, onun ölümünün ardından, “Ethem’in Sessiz Çığlığı” adlı şarkıyı yazdı: “Bir dost kurşunu beynimde / Yok artık direnecek gücüm
yok / Tamam tamam, ben yenildim, siz yendiniz / Ama ben kazandım, siz kaybettiniz.” Hüseyin Fehmi İnci’nin “Vasiyet” adlı şiirinden bestelenen şarkı, o günlerin simgelerinden biri olarak tarihe geçti. Aynı günlerde bir başka Alpay şarkısı, direniş sırasında kaybettiğimiz gençler için söyleniyordu: “Ellerinde Güllerle”. Sanatçı, bu şarkıyı, ’68 ve sonrasında kaybedilen gençler için yazmıştı.

Haberleri yabancı kanallardan aldığımız günlerdi onlar… Türkiye’de yayın yapan televizyonlar kafalarını kuma gömmüş, olanı biteni görmezden/duymazdan gelmeyi tercih etmişti. Haber kanallarının direniş esnasında yayımladığı penguen belgeselleri, o günlerden aklımızda kalan görüntüler. Şunu söyleyebiliriz: Direniş, bir anlamda katalizör oldu, dostu ve düşmanı bize gösterdi. Başta Taksim olmak üzere memleketin her yerinde bir sürü şey oluyordu ve bunları sosyal medya dışında takip edebileceğimiz hiçbir kanal yoktu. Bu esnada şarkılar devreye girdi. Onlarca şarkı bir anda ortalığa çıktı ve direnişi gün gün belgeledi. Ankara’dan New York’a pek çok müzisyen direnişe selam çaktı. Kimi var olan şarkılar üzerine yazılmış yeni sözlerle söylendi, kimi ilk kez duyduğumuz bestelerdi. Banu Kanıbelli’nin söylediği “Lobna’nın Şarkısı”, bunlardan biri. 31 Mayıs günü, bir gaz fişeğinin isabet etmesi sonucu yaralanan Lobna Al Laami’yi anlatıyor.

Gezi direnişini anlatan şarkıların fitilini yakan, yazının başında söz ettiğim Duman şarkısı. Ateşi, ertesi gün yine YouTube üzerinden paylaşılan Grup Yorum şarkısı harladı. Yeni albüm için hazırlanan şarkı, 1 Haziran günü, şu notla insanlara ulaştı: “Günlerce Taksim Meydanı’nda direnişler sergileyerek bedeller ödeyen , omuz omuza barikatlarda birlikte çabaladığımız halkımıza, çatışmaktan yorgun düşmüş ama onurlu ve mutlu bakışlarla hayata bakan tüm Taksim direnişçilerine selam olsun! Bu coşkuyu yaratan sizler için yakında çıkacak olan albümümüzde yer alacak ‘Yeni Baştan’ adlı şarkımızı yayınlıyoruz.”

Sonrası hızla geldi. O dönemde yayımlanan bütün şarkılar ilgiyi hak ediyor zira onlar, Gezi Parkı’nda yaşananları anlatmaya muktedir. Şarkılarla bir tarihin yazıldığının en iyi kanıtı, Gezi direnişi sırasında ve sonrasında yazılanlar… Yaşayan şarkılar bunlar ve aslında hepsi hep birlikte yazıldı. Gezi’nin en iyi tarafı buydu: İnsanlar her zaman hep birlikte hareket etti.

 

1974’teki Kıbrıs Harekâtını saymazsak, üzerine en çok şarkı yazılan hadise belki de bu. Üzerine değil aslında, üzerinde yazıldı şarkılar. Direnişle şekillendi; direniş şarkılara yol gösterdi, şarkılar direnişe yön verdi. Sadece internet üzerinden yayılmadı şarkılar, kimi zaman alanda söylendi, orada şekillendi. Kardeş Türküler’in “Tencere – Tava Havası” ve Boğaziçi Caz Korosu hınzırlıkları bunlara örnek. Her iki ekip de 6 Haziran günü Gezi Parkı’na gitti ve sonradan klasikleşecek şarkılarını ilk kez orada seslendirdi. Kardeş Türküler şarkısı, oradan alanlara yayıldı, başka sahnelerde kendine yer buldu. En güzel buluşmalardan biri, 1 Temmuz 2015’te Açıkhava Tiyatrosu’nda yapılan Joan Baez konserindeki sürpriz. Kardeş Türküler, Baez’in sahnesine konuk oldu ve şarkıyı onunla birlikte seslendirdi. Baez, Gezi direnişi sırasında desteğini esirgemeyenlerdendi. Gitarıyla seslendirdiği “Imagine” ve başına iliştirdiği Türkçe mesaj, çok ses getirmişti.

Müzik Gezi’nin can damarıydı aslında. Hiç eksik olmadı. Destek her yerden geldi: 5 Haziran günü, Borusan Filarmoni Orkestrası, Ulvi Cemal Erkin’in “Köçekçe”sini Gezi Parkı’nda çaldı. Boğaziçi Caz Korosu, Muammer Sun’un meşhur “Entarisi Ala Benziyor” düzenlemesini, koro elemanlarından Kürşat Duygulu’nun Gezi Parkı’na gelirken otobüste uyarladığı yeni ve güncel sözleriyle seslendirdi: “Gaz maskesi ala benziyor / Biber gazı bala benziyor / Benim TOMAm bana sıkıyor / Bulunur bir çare, halk ayaktadır / Taksim yolunda barikattadır // Çapulcu musun vay vay / Eylemci misin vay // Gaz maskesi biçim biçim / Yürüyorum Taksim için / Üşenme gel hakkın için / Bulunur bir çare, halk ayaktadır / Taksim yolunda barikattadır // Gaz maskesi çeşit çeşit / Gezi Parkı senle yaşıt / Vur tencere çatal kaşık / Bulunur bir çare, halk ayaktadır / Taksim yolunda barikattadır…”

Direnişin şüphesiz en eğlenceli şarkılarından biri bu. Koronun 19 Mayıs 2015’te NTV’nin “19 Mayıs Coşkusu” yayınında canlı söyledikleri türküyü “Çapulcu musun?” diye bitirmesi, Gezi ruhunu, o hınzırlığı hep yaşattıklarının göstergesi. Sadece bu değil üstelik; “Kızılcıklar” da güncel düzenlemesiyle koronun repertuvarına girdi o günlerde: “Çapulcular oldu mu / Meydanlara doldu mu / Gönderdiğin TOMA’lar / Beşiktaş’a vardı mı // Maskeyi yüzüne / Maske taktım yüzüme / Biber gazı yollamış / Emniyet gözlerime // Barikatı aşmalı / Şu Taksim’e varmalı / Gezi pek güzel ama / Polisi olmamalı…”

Bandista’nın neşeli devrimci şarkıları, Hakan Vreskala’nın eğlenceli karşı çıkışları ve onların izinden gidenlerin yaptığı “iş”ler, sadece direnişi değil, mizahı da ön planda tuttu. Heyecan hiç bitmedi. “Bu Gaz Bir Harika Dostum”dan “Angara’nın Gazları’na, en fena olayı bile gülerek, eğlenerek, dans ederek anlattı direnişe katılanlar. Şunu yazmıştım: Gezi’de hınzırdık, “yıkanmak istemeyen çocuklar”dık ve çoktuk. Direnişin şarkılarla simgelenmesi biraz da bundan. Direndik. “Kazanamadık” dediler ama kazandık aslında. Gezi Parkı yerinde duruyor. Topçu Kışlası yapılmadı. Proje her dem gündemde ama yapılması zor gibi. Dönemin başbakanı Recep Tayip Erdoğan, o dönem yaptığı konuşmalarda “AKM’yi yıkıp yerine barok opera yapacağım,” demişti, yapamadı.

Gezi Parkı’yla alakalı şarkılar, direniş sonrasında da karşımıza çıktı. Kaan Tangöze, Gezi’nin ikinci yılında “Taksim Meydanı” adlı şarkısında Eskişehir ve Ankara’ya da selam çaktı, Ali İsmail, Ethem ve Berkin’i andı: “Yunus Emre Caddesi’nde bir sanayi sokağında / Gözü dönmüş kahpe döller pusu kurmuş karanlığa / Katli vacip görülmüş sebep özgür olmasında / Alev almış bir ateş bu şimdi Taksim Meydanı’nda yanar // Ankara’nın göbeğinde Kızılay Meydanı’nda / Ateş açmış bir polis var genci vurmuş kafasından / Katle ferman verilmiş yüksek yüksek koltuklardan / Alev almış bir ateş bu şimdi Taksim Meydanı’nda yanar // Mithatpaşa Caddesi’nde Gaziler Sokağı’nda / Yola çıkmış bir çocuk var ekmek alma çabasında / Katli vacip görülmüş sebep orada olmasında / Korkma sönmez bir ateş bu şimdi Taksim Meydanı’nda yanar…”

Gezi bize unutmamamız gereken iki slogan kazandırdı. Birini yukarıda andım, ilk yarısını başlığa aldığım diğeriyle yazıyı bitireyim: “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!”

(Gazete Duvar)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir