HDP: Çevre günü mücadele günüdür

HDP Ekoloji Komisyonu, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde AKP hükümetinin çevre düşmanı politikalarına karşı eylem yaptı. Eylemde sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda çevrenin talan edildiğine dikkat çekilirken, çevre gününü kutlanacak bir gün değil mücadele günü olduğuna vurgu yapıldı.

Halkların Demokratik Kongresi (HDP) Ekoloji Komisyonu, hükümetin çevre düşmanı politikalarına karşı HDP İstanbul İl binası önünde basın açıklaması yaptı.

Eylemde söz alan Esengül Kılıç, normal koşullarda bugünün kutlama günü olması gerektiğini belirtti, kapitalizmin açlığı yüzünden çevrenin, doğanın tahribata uğradığını vurguladı. Kılıç, “Bugün Sur’da bir tarih yok ediliyor. Zeytinlikler, taş ocakları ve yerleşim alanları ranta açılma tehlikesiyle karşı karşıya. Kamu hastanelerinin arazileri rant için tehlike altında. Bugün mücadele günü olmuş durumda” dedi.

HDP MYK üyesi Beyza Üstün, Kürdistan’da birçok yerin yakılıp yıkıldığını, insanların katledildiğini söyledi. Üstün, bu zihniyetle her alanda mücadele ettiklerini kaydetti. İnsanların ve canlıların alanlarından kopartıldığına dikkat çeken Üstün, yaşam alanlarının sermayeye teslim edildiğini ifade etti. Üstün, HDP ve HDK Ekoloji komisyonlarının bugün birçok yerde eylemler yaptığını ifade etti.

CUDİ BİR BAŞLANGIÇTI

Eylemde basın açıklamasını okuyan HDP PM Üyesi ve Ekoloji Komisyonu Üyesi Pınar Yiğitoğulları, halkların 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü kutlamadığını, bugünün yaşam alanları için mücadele günü olduğunu söyledi. Cudi’de yaşanan orman yangınlarını hatırlatan Yiğitoğulları, “Bu saldırının giderek büyüyeceğini, ülkenin her yerinde, halkları, ormanları, suları içine alarak katliamlara dönüşeceğini, bunun savaşın ilanı olduğunu bilemedik. Suruç’ta, Ankara katliamında, Sur’da, Cizre’de, Dargeçit’te, Silvan’da, Derik’te ve diğer yerlerde öldürülenlerle bin kere öldük. Her geçen gün savaşın şiddeti giderek arttı. Şirketler krizlerinden kurtulsun, iktidar egemenliğini korusun diye sürdürdükleri savaş hukuku ile ciğerlerimizi dağlamaya devam ediyorlar” diye konuştu.

Yiğitoğulları sözlerinde şu ifadelere yer verdi: “Barajlarla dereleri tutuklamaya, suları kanallara almaya, suyu, ormanları yaşamdan koparıp şirketlere teslim etmeye, madenleri dağları delik deşik eden- tüm canlı sistemi ölüme mahkûm eden bir şekilde çıkarmaya, taş ocakları ile dağları, yol projeleri ile yaylaları deşmeye, ormanları yok etmeye, doğal varlıkları askeri ve güvenlik politikalarının bir aracı olarak kullanmaya devam ediyorlar. OHAL kapsamında halkların katledildiği, mahallelerin yakılıp yıkıldığı alanlar inşaat şirketlerine, enerji şirketlerine devrediliyor.”

ÇEVRE SERMAYENİN İHTİYAÇLARI DOĞRULTUSUNDA TALAN EDİLİYOR

Acele kamulaştırma yasası ve torba yasalar ile zeytinliklerin, meraların, vb. birçok alanın ranta açıldığına dikkat çeken Yiğitoğulları, doğayı ve çevreyi sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda talan edildiğine dikkat çekti. “UNESCO miras listesindeki Sur ve Hewsel Bahçeleri’ni yapılaşmaya açmaya, Sur’daki mahallelerde yaşamını sürdürmeye çalışan halkı zorla evlerinden atmaya çalışıyorlar” diyen Yiğitoğulları, iktidarın uluslararası alanda kaybettikleri prestiji nükleer santral yapma vaatleri ile geri almaya çalıştığını kaydetti.

İstanbul’un da betonkent haline getirildiğini ifade eden Yiğitoğulları, şehirlere yapılan tüm saldırıların kentlerin kimliğine bir müdahale olduğunu belirtti. Birçok yerden tüm bu talana isyan ettiklerini aktaran Yiğitoğlulları, sözlerine şöyle devam etti: “Bizleri dayanışmaya çağıran, ormanlara, evlere, kırlara, bahçelere düşen korlara avuçlarıyla su, umut taşıyan halklara, yaralı hayvanları kucaklayan Nuh’un çocuklarına, İlyada, Odysseia destanlarında zeytinleri yaşamın tümüne ait kılan Homeros’a; Gezi’den Cudi’ye, Hewsel’e; Sur’dan Olimpos’a; karıncadan, arıya, kuşlara, derelerden, ormanlara, zeytinliklere; Sur’da suları, elektrikleri kesilerek, savaş zorbalığı ile evleri yıkılarak mahallelerini terk etmeye zorlanan halka; meraları, zeytinlikleri zorla ellerinden alınmaya çalışılan çiftçilere; denizleri marinalarla doldurulmaya çalışılan, betonlara gömülmeye çalışılan balıkçılara, balıklara
söz olsun… Sur yüzlerce yıldır barındırdığı halklara aittir. Yıktırmayacağız, yıkılmasına göz yummayacağız. Zeytinlikler, ormanlar, mera-kışlak ve yaylalar, kıyılar tüm canlılarındır. Yok edilmesine izin vermeyeceğiz.” (ETHA)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir