İşlerine geri dönmek için açlık grevi başlatan ve 23 Mayıs’ta tutuklanan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça hakkında hazırlanan iddianame, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, tarafından kabul edildi. Gülmen ve Özakça hakkında hazırlanan iki dosya birleştirilerek sanıkların tutukluluklarının devam edilmesine hükmedildi. Daha önce 31 Ekim olarak belirlenen duruşma tarihi ise 14 Eylül’e alındı. Özakça Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde, Gülmen ise Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuluyor. DW Türkçe’nin haberine göre Gülmen ve Özakça’nın avukatı Selçuk Kozağaçlı, son durumla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Birleştirilen iddianameler arasında büyük bir farklılığının bulunmadığını ifade eden avukat Kozağaçlı, “İlki Gülmen ve Özakça’nın eyleme başladığı tarihten açlık grevine başladıkları tarihe kadarki dönemi, ikinci iddianame ise 2 Mayıs’tan evlerinden gözaltına alındıkları ve tutuklandıkları tarihe kadarki (23 Mayıs) süreci kapsıyor. Her iki iddianamede Gülmen ve Özakça’nın “örgüte üye olmak”, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” ve “örgüt propagandası yapmak” suçlarından 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor” dedi.

TELEFONLARI DİNLENEREK İDDİANAMYE KONULMUŞ

Kozağaçlı, iddianamenin toplam 50 sayfadan oluştuğunu ve dosyanın 28 sayfasını “Açık Kaynak Araştırması” verilen tutanakları oluştuğunu belirterek, “Bunlar Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın Facebook ve Twitter hesaplarındaki açık paylaşımlarının alt alta dizilmesinden ibaret. İddianamede bir polis soruşturması yer almıyor. Gülmen ve Özakça’nın hesapları hala erişilebilir. Dolayısıyla bu paylaşımlar hiçbir suç unsuru barındırmıyor. Ama alt alta dizilerek ‘Açık kaynak araştırması’ adı altında örgüt üyeliğine delil olarak gösterilmişler. Bunun yanı sıra Gülmen ve Özakça’nın telefonları da dinlenerek iddianameye konulmuş. Telefon dinleme bizim hukukumuzda ancak çok ağır özel katalog suçları için yapılabilen bir tedbir. Son derece ağır bir tedbir çünkü özel yaşamın ihlalini barındırıyor. Oysa burada basit bir oturma eylemi söz konusu. Kayda geçirdikleri telefon görüşmelerini iddianameye eklemişler örgüt üyeliği iddiasına dayanak olsun diye” dedi.

İDDİANAMENİN YÜZDE 30’UNU GAZETECİLERLE SÖYLEŞİ OLUŞTURUYOR

İddianamenin telefon konuşma kayıtlarının yüzde 30’nun Gülmen ve Özakça ile söyleşi yapmak isteyen gazeteciler ile yapılan görüşmelerden hazırladığını dile getiren Kozağaçlı, “Gerçekten komik şeyler var. Söylediğim gibi yüzde 30’unu gazetecilerle yapılan söyleşi talebiyle ilgili görüşmeler oluşturuyor. Yüzde 30’u Gülmen ve Özakça’nın kendi aralarında yaptıkları ve ‘Nerede kaldın? Yorulduk, Yağmur var’ türünde gayet gündelik konuşmalar. Geri kalan konuşmalar ise onlarla dayanışmak için aramış insanlarla yapılan telefon görüşmeleri. Bu telefon görüşmelerinin hiçbiri örgütsel iddiaya dayanak olacak emare taşımıyor. Gündelik konuşmalar ve bunları iddianameye koymuşlar. Ama iyi ki hukuka aykırı bir iş yapıp bu görüşmeleri kaydetmişler ki biz de Gülmen ve Özakça’nın bütün bu süreçte ne yaptıklarını görüyoruz” dedi.

‘EYLEMLERİNİ BIRAKMAYI DÜŞÜNMÜYORLAR’

Avukatları olarak, müvekkilleri Gülmen ve Özakça ile sabah ve akşam olmak üzere günde 2 kere görüşme yaptıklarını dile getiren Kozağaçlı, ” En yakın görüşme bugün öğleden sonra yapıldı. Açlık grevinde oldukları gün sayısına göre orantılı semptomlar var; kas ağrıları, halsizlik belirli bir düzeyde ışık hassasiyeti, görme bozuklukları, belli ağrılar. Bu şekildeki açlık grevleri daha uzun sürdürülebilir. Belki 10 gün, 120 gün. Ama bu yaşam tehlikesini, ağır fiziksel zarar tehlikesini ortadan kaldırmıyor. İşlerine iade edilene ya da bu konuda somut bir gelişme görmeden eylemlerini bırakmayı düşünmüyorlar” dedi. (DİHABER)